Bismillah-r Rahman-r Rahim
Elhamdulillahi Rabbil Alemin
Vassalatu Vesselamu Ala Seyyidina Muhammed İmam-il Enbiya-il ve-l Mürselîn.
İnşaallahu Teâla bu konuyu etraflıca anlatacağım, Musa (as) dönemindeki Firavun’un Müslüman ve bir Mü’mîn olarak vefat ettiğini meydana çıkarıp açıklayacağım.
Neden Musa (as) ile Firavun’un bu hikayesi 27 surede geçmektedir?
Sadece Firavun’un ismi tüm Kur’an-ı Kerim’de 67 defa geçmektedir. Ve onun hikayesi bu surelerde, tüm Kur’an-ı Kerim’de defalarca anılmaktadır. İsa’da (as) olduğu gibi. Aynı şekilde İsa’nın (as) hikayesi de çok kez geçmektedir.
Allah bu ikisini bizlere bağlantı olarak vermek istedi, bizlere üç Kuranî inanç meselesini göstermek (anlatmak) için.
*1.Kur’anî İnanç Meselesi :*
Hüküm sadece Allah’a aittir. Yusuf suresinde de geçmekte olduğu gibi. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
*”…Hüküm sadece Allah’a aittir…”*(YÛSUF, 40)
Nasıl mı?
Tüm Kur’an-ı Kerim müfessirleri ve alimleri, Firavun hakkında yargıda bulunup onun boğulduğunu söylemişlerdir. Benî İsrail de aynı yargıda bulunmuştur. Hepsi sadece/yalnız Firavun’un boğulduğunu, bu boğulma neticesinde öldüğünü söylemişlerdir o zaman bu olayı görenler.
Çünkü Allahu Teâla buyurmaktadır ki:
*“Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.”*(BAKARA, 50)
Bu nedenle Musa (as) ve onun kavmi bu boğulma hadisesini gördüler. O günden günümüze kadar herkes, Firavun’un boğulduğunu ve bu boğulma neticesinde öldüğünü söylüyorlar. Aynı şekilde milyarlarca insanın İsa’nın (as) çarmıha gerilerek cinayete kurban gittiğini düşündüğü gibi. Milyarca Hristiyanlara bir bakın, ta o zamandan bu zamana kadar!
İsa’nın (as) ahirzamanda gelip de hakikati savunacağı zaman, Allah’ın Kur’an’da buyurduklarının aslı ortaya çıkacak kıyametten önce.
İsa (as) canlı ve günümüze kadar milyarca insan onun cinayet kurbanı olduğunu düşünüyor. Bir zamanlar onu görenler ve çarmıha germek isteyen Yahudiler onun çarmıha gerildiğini zannettiler ve buna şahitlik ettiler. Fakat Allah onu esirgedi/göğe çıkardı. Onun yerine ise İsa’ya (as) ihanet etmek isteyen bir Yahudiyi onun yerine koydu. Çarmıha gerilen kişi Kudretullah ile İsa’ya (as) benzetildi, böylelikle İsa (as) yerine bir Yahudi çarmıha gerildi. Kur’an-ı Kerim’de de kelimesi kelimesine yazdığı gibi. Şimdiye kadar 2000 yıldan fazla zamandır onun çarmıha gerilerek öldürüldüğünü zannediyorlar. Aynı şekilde Musa (as) dönemindeki Firavun’da olduğu gibi. Onu orada görenler, onun boğularak öldüğünü düşündüler. Çünkü Allahu Teâla buyuruyor ki:
*”Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.”*(BAKARA, 50)
Demek ki Firavun değil, onun ailesi. Ve günümüze kadar bu inanç/kanı devam ediyor, o hadiseye şahit olanlar ve bugüne kadar tüm müfessirler öyle olduğuna inanıyorlar. Fakat Allahu Teâla onun ölmediğini söylüyorsa eğer, bunu böyle kabul etmek zorundayız.
Bu yüzden insanlar onun boğularak öldüğünü ve bir kâfir olarak gittiğini düşündükleri için onu yargılıyorlar. Fakat Allahu Teâla tüm Kur’an-ı Kerim’de böyle bir şeyden bahsetmemiştir. Bu Kur’anî meseleye ilişkin “Yargı sadece Allah’a mahsustur.” Diğer tüm insanlar aksini/başka bir şey söyleseler de – Rasulullah ((sallallahu aleyhi ve sellem)) hariç, çünkü Rasulullah ((sallallahu aleyhi ve sellem)), Allah’tan bize aktardığı için – bizler de sadece Allah’tan geleni kabul etmek zorundayız. Ve Allah Firavun’un iman ettigini ifade ediyorsa onun iman etmediğini (Firavun’un) söyleyemezsin. Genel olarak da kimseyi yargılayamayız, delil olmadığı sürece.
Fakat eğer Allah onun iman ederek öldüğünü söylüyorsa, onun kâfir olarak öldüğünü söyleyemeyiz. Çünkü hüküm sadece Allah’a aittir!
Peki neden İsa’nın (as) çarmıha gerilmediğine inanıyoruz? Çünkü Allah onun çarmıha gerilmediğini buyuruyor!
Tüm Hristiyanlar onun çarmıha gerildiğine inanıyorlar. Allah da Kur’an’da asla Firavun’un boğularak ve kâfir olarak öldüğünü buyurmamıştır. İşte bu da tıpkısının aynısıdır.
*2.Kur’anî İnanç Meselesi :*
Allah’a kesin teslimiyet!
Eğer Allahu Teâla bir şey diyorsa, neden ve niçin sormaksızın kabul edersin!
*3.Kur’anî İnanç Meselesi:*
Birçok kimse aynı şeyi görüp şahitlik etse de, yine de o şey yanlış olabilir. Bu nedenle eğer bir şeyi Allah demiyorsa, birçok şahidi olsa da o şey hakkında kesin kanıya/inanca varılmaz, çünkü şahitler de ya yanılabilir ya da yanıltabilir.
İşte bu yüzden ve ona rağmen dünya bir şeyi öyle görüyor da, fakat Allah bunun hakkında başka bir şey diyorsa, şahitler de yanılgı içinde olabilir.
Çünkü bu boğulma hadisesini görenler Musa (as) ve Onun kavmi idi. Onlar kendi gözleri ile Firavun ve kavminin boğulduğunu gördüler. Onlar baktılar. Fakat Allah buyuruyor ki:
*“…Firavun ailesini suda boğmuştuk.”* Firavun’u değil! (BAKARA, 50)
Bu demek ki, mutlak doğru şahit sadece Allah’tan olandır. Çünkü Allah her şeyi bilen ve her şeyi görendir.
Bu da demek oluyor ki, tüm yaratılanlar bir şeyi görüp ve söylese de, fakat Allah bunun üzerine başka bir şey diyorsa işin doğrusunu söyleyen Allah’tır!
Bu nedenle şahitlere mutlak teslim olmamak lazımdır, bu şahitlik çoğunluk tarafından olsa da. İsa’da (as) Yahudiler onun çarmıha gerildiğini zannetmişlerdi. Fakat bu doğru değildi ve Hıristiyanlar günümüze kadar böyle olduğuna inanıyorlar.
Neden mi?
Çünkü Allah öyle olduğunu söylüyor!
Bu yüzden bu üç inanç meselesini anlamak zorundayız. Bu nedenle bu iki Musa’nın (as), Firavun ile olan hikayesi ve İsa’nın (as) hikayesi sürekli ve çokça anlatılmıştır. Bu üç inanç meselesini Allah’ın hükmü olarak anlayıp, buna şahit olalım diye. Demek ki şahitler çok olsa da fakat Allah başka bir şey diyorsa eğer doğru ve hakikat Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan olandır!
Bu hikayenin içinden nasıl geçip, analiz edebiliriz?
Firavun’un Musa (as) ile olan ve İsa’nın (as) hikayesi bize gaybi’dir, ya Allah’a mutlak bir teslimiyette oluruz – Eğer O öyle diyorsa, öyledir. – Tüm dünyadaki diğer insanlar 2000 yıldır, İsa’nın (as) çarmıha gerildiğini ve Musa (as) dönemindeki Firavun’un boğulup, kâfir olarak öldüğünü söyleseler de. Allah onun cesedi demedi, bilâkis bedeni buyurdu, bu da her şeyi ile, rûhu, hayatı, her şeyi de dahil demektir.
-“..seni kurtardık..”- genelleme olarak ve ardından da bedenin ile buyurmaktadır. Demek ki; Sen kurtarıldın!
Firavun olarak sen kurtarıldın, fakat bedeninle, yani sadece sen canlı olarak. Hükümdarlığın, kraliyetin, mülkiyetin, boğulan ordun ve ailen olmaksızın. Bu *mutlak bir inanç meselesidir!*
Eğer herkes bir şey diyor da fakat Allah başka bir şey diyorsa, bizler bu durumda:
*”Sami’nâ va ata’nâ!”*
*”işittik ve itaat ettik!”* deriz.
Hala günümüze kadar insanlar, İsa’nın (as) çarmıha gerildiğini ve bu bundan dolayı öldüğünü söylüyorlar. Şahit olanlar da onların varisleri de, bugüne kadar aynı şeyi söylüyorlar.
Müslümanlar ve gayrimüslimler de Firavun’un boğularak öldüğünü söylüyorlar. Fakat Allahu Teâla “hayır” diyor.
Firavun Musa’ya (as) ve Harun’a (as), onların Rabbine inandığını itiraf etti ve “La ilaha illallah” dedikten sonra, Allahu Teâla sadece onu kurtardı, kavmi ve ordusu olmaksızın. Allah sonunda bunu kabul etti ve buyurdu ki, “Ben Gafûru’r-Rahîm’im, madem öyle kal ve ölene kadar bana kulluk et.”
Bu yüzden kimseyi günahından dolayı kâfir diye yargılama. Ve her kafirin de iman etme potansiyelini unutma. Belki de ölmeden önce tevbe edecektir. Demek ki, hüküm vermek Allah’a mahsustur. Kendini (haşa) Allah’ın yerine koyma! Dikkat et, kimse hakkında şu kimse cennete, bu cehenneme gidecek deme! El-hüküm (yargı) sadece Allah’a aittir.
Herkesin aynı şeyi söylemesi, o işinin hakikatı (doğruyu) yansıttığını göstermez. Yanlış da olabilir. Gerek şahitler gerekse onun vârisleri hala günümüze kadar İsa (as) ve Firavun hakkında aynı şeyi söylüyorlar.
Bu yüzden Kur’an’ın icazı, Allahu Teâlâ’nın bir mucizesi olarak, hassas bir dil ile hidabıdır ki, ilim ehli insanlar onun hakkında tedebbür yapsınlar diyedir. Çünkü tedebbür yapan kimseler, bunu göreceklerdir (bulacaklardır). Eğer tedebbürün görevini tamamlarlarsa, ayetin hakikatini anlayacaklardır ve yanlışa sapmayacaklardır. Başkalarının dediklerinden etkilenme, tüm müfessirler böyle dedi, tüm ulema böyle demişti, tüm şahitler aynısını dediler…
Eğer Allahu Teâla bir şey diyorsa, o zaman şöyle de:
*”Sami’nâ va ata’nâ!”*
*”işittik ve itaat ettik!”*
Ben sadece Allah’ın ve Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) dediğini baz alırım.
Ben arkeloji eğitimi aldım ve tamamladım. Ben eski Mısır dönemindeki tüm kralların ve firavunların (Kral anlamına geliyor) mumyalarını, hanedanlık öncesi yazılarını, tarih öncesi döneminin… tahsilini gördüm. Eski dile hakim olduğum gibi, tercümelerini de yapıyorum. Yakın zamana kadar hangi mumyanın, hangi firavuna ait olduğunu bilmiyorlardı. Sonunda bir mumyada çelişki içinde kaldılar. Ve onu Paris’te bulunan Louvre Müzesi’ne gönderdiler. Yıllardır bu mumyanın ölüm nedeninin boğulma olduğunu ve içinde tuzlu su bulunduğunu söylüyorlardı. Adli tıp uzmanları (ölüm nedenine bakıp araştıran doktorlar), burada Mısır’da araştırma/analiz yaptılar, fakat hiçbir şey bulamadılar.
Müslümanlar ben Üniversite eğitimimi tamamlayana kadar bir şey bulamadılar. Ta ki ben bu konuda araştırma yapmaya başladım ve bu mumyanın bir tabuta konulmuş herhangi bir krala ait olduğunu tespit edene kadar.
Peki boğulan bir kimseyi nasıl tabuta koyabilirler ki?
1.Tevhid ile din vs., Musa’dan (as) sonra geldi.
2.Bu tabutu denizin diğer kısmında ya da her iki kısmında bulmadılar. Başka bir yerde buldular.
3.Onların amacı bizi çelişkiye düşürmek, çünkü Kur’an’da olmasından dolayı, bu olay Deccâl ve İblîs’e gösterildi ve onlara denildi ki, Firavun tevbe etti ve tevbesi kabul edildi. Ardından yaşamaya devam etti, fakat onlar onun ölüm sebebinin boğulma olduğunu ve bir tabuta konulduğunu söylediler.
Fransa bu konu hakkında bulunan bu mumyanın Musa (as) döneminin firavunu olduğuna dair bir rapor yazdı. Fakat bunun bir aslı yok! Ellerinde bunun Musa’nın Firavunu olduğuna dair ve bu mumyanın boğulma sonucuna göre öldüğüne dair hiç bir delil yok, bir arkeolog olan bana göre. Biz arkeologlara göre tek bir delil yok bu yönde. Fakat onlar bunu bir şekilde söylemek istediler ki, bizleri çelişkiye düşürüp, Kur’an’da tedebbür yapmamızın mümkün olmaması için, anlamayalım ve yapmayalım diye.
Hakikat kıyamet kopmadan gün yüzüne çıkmak zorundadır; İsa (as) gelip ölmediğini, çarmıha gerilmediğini, kendisinin Allah’ın oğlu olmadığını ve bir ilah olmadığını, Allah’ın bir kulu olduğunu, insanları din-i İslam’a davet ettiğini ve herkesin uyması gerektiğini açıklayacak. Devamında ise bu davete icabet etmeyen herkesi öldüreceğini söyleyecek.
Rasulullah’ın ((sallallahu aleyhi ve sellem)) da buyurduğu gibi, putlarını (haçı) yıkacak:
*”Kardeşim İsa gelip de putu (haçı) yıkmadan ve domuzları öldürmeden (çünkü o onların domuz yemesine asla müsade etmemişti), ve aldıkları kişisel vergiyi engellemeden (ya İslam, ya da ölüm demeden) kıyamet kopmayacak.”*
Bu nedenle İsa’nın (as) hakikati, Kur’an’ın hakikati ve Kur’an’a ilişkin tedebbür yapılabilmesi için Firavun’un da hakikati ortaya çıkmadan kıyamet asla geçmeyecektir. Bu yüzden ilmi sadece Kur’an’dan almalıyız, Allah’ın ilminden, Allah’ın sözlerinden. Çünkü her şeyi kuşatan O’dur, her şeyin, her zerre ve mahlukatın yaratıcısı O’dur. Ve O’nun ilmi mutlaktır! Ürünlerin bilgisini sadece Üreticisinden alın ve eşyanın hakikatini el-Hakk Subhanehu ve Teâlâ’dan alın. İblîs her şeyi biliyor çünkü Adem’den (as) beridir yaşıyor ve tüm bilgileri toplayıp getiriyor. Adem (as) yaratılmadan önce de vardı İblîs ve çok bilgi sahibi idi. Onun aklı var ve dünyanın her bir yerinde bulunan cinlerle iletişime geçip bilgi toplamak için uyguladığı metodları var, ta Adem’in (as) dünyaya gelmesinden daha evveline dayanan.
Aynı şekilde Deccal’in de çok bilgisi var. Musa’dan (as) itibaren olan tüm Peygamberlere (as) ve hatta daha öncesine dayanan. İsa’nın (as), Musa’nın (as) ve Peygamberimiz Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dönemini yaşadı ve İblîs ve diğer Peygamberlerden Kur’an’ın hakikatini bildi. Çok şeyden haberdar ve bilgi/ilim sahibi. Ahirzamanda varlıklı hükümdarlıklarını, egemenliklerini kurabilmek için masonlarını, gruplarını ve askerlerini İslam ve Kur’an’a karşı faaliyetle sürdürecekler, ta ki tüm dünya üzerinde hakimiyet elde edebilene kadar.
Alimler bu konuda masumlardır çünkü zamanında bunu bilemezlerdi. Çoğu tedebbür yapmadı. Kıyamet kopmadan önce Kur’an dünyadan çekilmeden, sonunda bu hakikat ortaya çıkmak zorundaydı.
Bir kardeşimiz iki ayet göstererek konuyla ilgili nasıl değerlendireceğimi sordu.
Bu bizim söylediklerimizi daha da güçlendiren iki delil niteliğindedir.
Hûd Suresinin, 98. ayetinde şöyle buyrulur:
*يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأَوْرَدَهُمُ النَّارَ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ (٩٨)*
*”Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!”*(HÛD, 98)
Burada şöyle buyrulmaktadır: *….onları ateşe götürecektir….!* Bu nedenle o onlara cehenneme kadar eşlik ederek götürecektir. Fakat onlarla birlikte içeri girmeyecektir.
Neden mi?
Onları içeri girmeleri için cehenneme kadar götürdükten sonra onlara diyecektir ki:
“Bir daha hiç görüşmemek üzere. Beni Allah kurtardı, tevbe ettim. Hiç mi aklınız, anlayışınız yoktu sizin? Ben size Rabbiniz olduğumu söylediğimde, siz benim bir insan olduğumu biliyordunuz. O kadar mucize görmenize rağmen, Mûsâ’ya (as) biat etmediniz. Sizlerdiniz (ileri gelenleri, papazlar, bilginler vs..) beni dalalete düşüren. Beni; ‘kendimi hepinizin Rabbi olarak niteleyecek’ duruma getirdiniz! Fakat sonunda hakikati anladım ve tevbe ettim, siz ise boğuldunuz, fakat Allah beni bağışladı.”
Gafir suresindeki 46.ayet buna işaret etmektedir:
*النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ(٤٦)*
*”(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.*(GAFİR, 46)
Demek ki, Firavun’un adamları, kendisi değil.
Neden mi?
Çünkü Allahu Teâla imâna geldiğinde ona tevbe ettirmişti, daha önce de söylediğimiz gibi.
Buradan da anlıyoruz ki, aklı olan herkes, birinin peşinden (körü körüne) gitmez. Aklı dolayısı ile, anlayışı ile bakmalıdır ve herkes kendinden mesuldür. Biri tüm milleti cehenneme sürükleyip, kendisi ise yalnız cennete girebilir.
Neden mi?
Tevbe ettiği için!
Diğerlerinin de aklı vardı ve onu dalâlete düşürdüler, onu bu yönde desteklediler. Bu yüzden hepsi cehennemlik oldu. Fakat o sonunda hakikate vakıf oldu, tevbe etti ve bu yüzden cennetlik oldu, diğerleri (kavmi vs..) ise cehennemlik oldu.
Demek ki, herkesin onun arkasında olup da onun peşinden gitmesi onun doğru olduğunu göstermez. Allah’a karşı baş kaldıran ve dedikleri ile şeriate karşı olanın peşinden gidilmez. Bu da Hûd Suresinin, 98.ayetine ilişkin bir noktadır.
Gelelim Kasas suresinin 39-42.ayetlerine:
وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ إِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ ﴿٣٩﴾
فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ ﴿٤٠﴾
وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا يُنصَرُونَ ﴿٤١﴾
وَأَتْبَعْنَاهُمْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ هُم مِّنَ الْمَقْبُوحِينَ ﴿٤٢﴾
*”O ve askerleri, yeriçinde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.”* (39)
*”Biz de onu aldık ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bak işte, zalimlerin sonu nice oldu!”* (40)
*”Onları, (insanları) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.”* (41)
*”Bu dünyada arkalarına lânet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.”* (42)
(KASAS, 39-42)
O kibirlendi. Hâmân da Firavun’u dalalete sürükledi. Dedi ki: ‘Öyle sanıyorum ki (yani emin değil), Mûsâ yalan söylüyor.’ Onda kibir vardı ve Hâmân ve askerleri tarafından da bu yönde destek görüyordu.
40.ayette bilhassa *Onu aldık* sadece onu, onların hepsini değil!
Diyor ki ; *Onu aldık ve askerlerini denize attık.*
Bu da onunla askerleri arsında bir ayrışma olduğu anlamına gelir. Devamında ise *Bak işte zalimlerin sonu nice oldu!* buyrulmaktadır.
Kimin sonu?
Onların hepsinin sonu!
İçlerinden biri tevbe ile kurtarıldı, yani Firavun. Fakat zalimlerin hepsi boğuldu. Burada zalim olarak nitelendirilenlerin, onun askerleri olduğunun işareti ise başka bir ayettedir. Yunus suresinin 92.ayetinde tevbe ettiğine binaen Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
*فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آيَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ (٩٢)*
*”Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdir.”*(YUNUS, 92)
Allah burada *'(senin) bedenini* buyurmaktadır. Demek ki sadece onu, kavmi olmaksızın. Kendisinden sonra gelecekler için ibret olması için. Fakat bazıları gaflet içindeler, yani uyumaktalar ve bu ayeti tedebbür yapmadıkları için görmüyorlar. Birçokları onu yargılıyor boğularak ölüp, kâfir olarak gitti diye.
Demek ki, Yunus suresinin bu 92.ayeti buradaki bahsi geçen zalimlerin onun askerleri olduğunu gösteriyor, fakat kendisi tevbe ettiği için kurtarıldı. İşte Kasas suresinin, 39-42.ayetleri bu şekildedir.
Buradaki, zalimler kimlerdir?
Firavun değil!
Neden mi?
Çünkü Yunus suresinin 92.ayetinde bu cevaplanmıştır.
Onların hepsinin sonu boğulmak olmuştur ve o onları dünyada dalâlet ile yönetti ve nitekim de onları cehenneme kadar kendisi götürecektir. Burada Allah bize dikkatli olmamız gerektiğini, bir kimsenin son anda tevbe etmesi ile kurtulabileceğini göstermektedir. Ya da ömrünün uzatılması (ecelinin ertelenmesi) ile salih bir kimse olabileceği.
Nasıl mı?
Bu ayetten ne anlıyoruz?
Allah İblîs’e her şeyi gösterdi, fakat onun kibri ve gururu kıyamete kadar sürecek. O dedi ki: ‘ben onlara karşı yarışacağım.’ Ve daha devam etti: ‘Ben de seni ve zürriyetini cehenneme sürükleyeceğim.’ Tevbe etmek istemedi, haset ve kibir doluydu. Kibri tevbe etmesini engelledi. Adem (as) gibi o da tevbe edebilirdi, fakat yapmadı. Allah’a karşı yarışa girdi, kıyamete kadar muhlâs (ihlaslı) kullar hariç, diğerlerini yollarından alıkoyacağını söyledi. Ardından Allah ona kıyamete kadar yaşaması için izin verdi.
Firavun ise kurtarıldı, fakat onun Melâ’sı ve askerleri cehennemliktir.
Buradan öğrenmemiz gereken:
İblîs tevbe etmek istemedi (etmedi). Ve insanlığı dalalete sevk etti. Cehennemin en çetin yeridir onun sonu. İblîs’in de tevbe fırsat olmasına rağmen onu kullanmadı. Fakat Firavun tevbe etti ve Allah da onun yalnız yaşamasına izin verdi, kıyas edebilmemiz için bizlere bir işaret olması için.
Sonunda tevbe etti Allah’ın mucizesini gördüğünde ve Allah da onun tevbesini kabul etti. Fakat İblîs tevbe etmedi. Bu da onu ve onun peşinden gidenleri, aynı Firavun’un peşinden gidenlerde olduğu gibi cehenneme götürecek. Aradaki tek fark İblîs’in de zürriyeti (adamları) ile birlikte cehennemlik oluşu, Firavun’un ise sadece adamlarının cehennemlik oluşu, kendisinin değil. Çünkü o tevbe etti. Bu da bizim delilimizi daha da güçlendiriyor.
Sayyid Magdy Dawoud


